Denemelerde en çok duyduğum cümle şu: "Hocam Türkçe'yi yetiştiremiyorum." Öğrencinin çözüm hızını ölçtüğümde ise ortaya genelde tek bir alışkanlık çıkıyor: paragrafı okuyor, soruyu okuyor, sonra paragrafa geri dönüp baştan okuyor. Yani metin bir kez değil, iki hatta üç kez okunuyor. 40 soruluk bir Türkçe testinde bu alışkanlık tek başına 8–10 dakika götürüyor.
İyi haber şu: bu bir okuma hızı problemi değil, okuma sırası problemi. Sıra değişince süre de değişiyor.
Önce soru kökü, sonra metin
Paragrafa başlamadan önce yalnızca soru kökünü okuyun. Seçenekleri değil — sadece kökü. Çünkü kök, metni hangi gözle okuyacağınızı söyler:
"Bu parçada asıl anlatılmak istenen nedir?" → Metinde bütünü arayacaksınız.
"Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?" → Metinde tek tek ayrıntıları arayacaksınız.
"Altı çizili sözle anlatılmak istenen nedir?" → Metinde sadece o cümlenin çevresini arayacaksınız.
Üçü birbirinden tamamen farklı okuma biçimi. Kökü bilmeden metne girmek, ne aradığını bilmeden markete girmeye benziyor: her rafa bakıyorsunuz, sonra listeyi hatırlayıp geri dönüyorsunuz.
Seçenekleri neden okumuyoruz? Çünkü seçenekler kasıtlı olarak inandırıcı yazılır. Metni okumadan önce beş farklı doğru gibi duran cümle görmek, zihninizi yanlış tarafa ayarlar.
Soru tipine göre üç farklı okuma
1. Ana düşünce soruları. Yazarın hangi cümleyi kurmak için bu paragrafı yazdığını sorar. İpucu genellikle ilk ya da son cümlededir; ama asıl testi şu: seçenek, paragrafın tamamını kapsıyor mu, yoksa sadece bir cümlesini mi? Yalnızca bir cümleyi karşılayan seçenek doğru değil, "doğru ama dar"dır. LGS'de en çok kaybedilen puan buradadır.
2. Yardımcı düşünce ve olumsuz kökler. "Değinilmemiştir", "çıkarılamaz", "ulaşılamaz" kökleri aslında hediye sorulardır, çünkü cevap metinde açıkça vardır ya da yoktur — yoruma gerek kalmaz. Yöntem basit: seçeneği okuyun, karşılığını metinde bulun, bulduğunuzda seçeneğin yanına küçük bir işaret koyun. İşaretlenmeyen tek seçenek cevabınızdır. Bu sorularda "bence de öyle" duygusuyla ilerlemek en sık yapılan hatadır.
3. Anlam ve yorum soruları. Deyim, mecaz, altı çizili söz. Burada tek kural var: sözün anlamını sözlükten değil, cümlenin içinden çıkarın. Aynı deyim iki farklı paragrafta iki farklı anlama gelebilir.
"Cevabı metinde göster" kuralı
Öğrencilerime koyduğum tek katı kural bu. Bir seçeneği işaretlemeden önce, o seçeneği destekleyen yeri metinde parmakla gösterebilmeleri gerekiyor. Gösteremiyorlarsa seçenek eleniyor — ne kadar mantıklı görünürse görünsün.
Küçük bir örnek:
Kitap okumak, çoğu kişinin sandığı gibi bilgi biriktirme işi değildir. Okurken asıl olan, karşılaştığımız düşünceyi kendi düşüncemizle yan yana koyabilmektir. Bu yüzden hızlı okuyan değil, durup düşünen okur ilerler.
"Kitap okumak bilgi kazandırmaz" diyen bir seçenek mantıklı görünür ama metin bunu söylemiyor; metin "asıl mesele bu değil" diyor. Aradaki fark, tam olarak öğrencinin yanlış yaptığı yerdir. Metin ne diyorsa o, ne ima ediyorsa değil.
İki haftalık uygulama planı
Bu yöntem ilk denemede hızlandırmaz, önce yavaşlatır. Normaldir; alışkanlık değiştiriyorsunuz.
1–3. gün: Günde 5 paragraf. Süre tutmak yok. Her soruda cevabın metindeki yerini kalemle işaretleyin.
4–7. gün: Günde 10 paragraf. Yine süre yok, ama her yanlışın yanına neden yanlış yaptığınızı tek kelimeyle yazın: "dar", "yorum", "dikkat".
2. hafta: Günde 10 paragraf, artık kronometreyle. Hedef soru başına 60–70 saniye.
Hafta sonu: O hafta yazdığınız "neden" kelimelerini sayın. Hangisi en çok tekrar ediyorsa gelecek haftanın konusu odur.
Bu son adım en önemlisi. Yanlış sayısını takip etmek işe yaramıyor; yanlış türünü takip etmek yarıyor.
Son olarak
Paragraf, ezberlenecek bir konu değil, kazanılacak bir alışkanlık. Bu yüzden "paragrafı bitirdim" diye bir şey yok; her gün az ama düzenli çözmek, ayda bir 40 soru çözmekten kat kat etkili.
Siz paragraf sorularında en çok hangi noktada zorlanıyorsunuz — süre mi, seçenekler arasında kalmak mı? Yorumlara yazın.



Yorumlar